Seyahat Günlükleri
GEZİ YAZILARIM
2012/05/17
2012/04/07
BASİT, SIRADAN ,ÖYLESİNE...
En basiti mümkünse..
Yazarken de düşünürken de..
Gördüğünle, duyduğunla yetinmek, arkasını düşünmemek..
Eş anlamlılarını hiç bilmemek sözcüklerin..
Aklına onlarca yıl tek bir soru bile gelmemesi, sormamak..
Dünyayı kendinle başlatmak ve kendinle sona erdirmek..
Aristotales, Darwin, Einstein, Tesla gibi isimleri hiç duymamış olmak..
Karşıt anlamlarını bile hiç bilmemek sözcüklerin..
Hiçbir şeyden anlamamak, olayları olduğu gibi kabullenmek..
Uçaklar nasıl uçar, gemiler nasıl yüzer ya da sıkı bir savaşta aslan mı yoksa fil mi galip gelir bunu hiç merak etmemek..
Unutmak..unutmak..
Aşık olmamak..aşık olunmamak..aşk nedir hiç öğrenmemek..
Daha yaşarken unutmak başına gelen her şeyi, varlığı, yokluğu..
Hiçliği sahiplenmek ama Nietzche'den bihaber olmak..
Özlememek, özlem duymamak, geride bırakmamak, geride kalmamak..
Yerçekimi varmış, çeksin.. doğum varmış, doğulsun.. ölüm varmış, ölünsün..şarkılar varmış çalınsın.. ayrılıklar varmış kopulsun.. kavuşmalar varmış olsun..
Bazen basitleşmek istersin, basitin içinde bir kum tanesinin zerresi kadar küçülmek ve gözden kaybolmak..
Çin'de bir pirinç tarlasında, Ege'de bir balıkçı köyünde, Alpler'de bir dağ kasabasında, Moğolistan bozkırlarında bir göçebe çadırı içinde, beyaz Rusya'da kayın ağaçları arasında...
Bunların herhangi birinde doğmuş, yaşamış ve ölmüş biri olmak...
Basit, sıradan, öylesine...
ALINTI
2012/04/02
Sözcüklerle Dans...
"Sözcükler asi, uysal, renkli, soluk, yaramaz, çığırtkan ve sevecen olabilirler ama her zaman çok değişkendirler.. Taşıdıkları yalın anlamın ötesine geçip, bambaşka şeyler söyleyebiliyorlar, diziliş sıralarına göre farklı çağrışımlar yaratıyor, oturdukları yeri beğenmiyorlar bazen..Dikkat etmezsem susmaları gereken yerde sızlanıyorlar, onları kullanırken ince eleyip, sık dokuyorum, eğip, büküyor, kesip, biçiyorum.. Güldüklerini, ağladıklarını duyuyorum ama onlarla uğraşmaktan yılmıyorum. En başına buyruk sözcükler elimin altında, dilimin ucunda, beynimin içinde.. ama büsbütün ele geçiremiyorum onları... "
Gerçekten de sözcükler birer ruh sahibidirler.. Bizler onları bazen öyle biraraya getiririz ki en derindeki duygularımızın tercumanı olurlar..bazen de seçtiğimiz tek bir sözcük sayfalar dolusu sözcüğe bedel olabilir.. Sözcükler hamursa eğer; isteğimiz şekli vermek bizim elimizde, neyi , nasıl ifade etmek istiyorsak sözcükler de birer hizmetkar misali buyruklarımızı beklemedeler... Gerisi artık bizim yaratıcılığımız :) B. TEKMEN
2012/02/24
2011/12/17
MUDURNU'DA BİR PAZAR SABAHI.. (BOLU)
Hava çok yumuşaktı fakat yoğun bir sis vardı Mudurnu'da. Saat kulesine arkanızı verip, şehri dağların arasından sisler içinde izlemenin de keyfi farklıydı doğrusu.. Kulenin olduğu tepeden Mudurnu'nun tarihi ve doğal güzelliklerini keşfedip, fotoğraflamak için aşağıya iniyoruz ve bizi aşağıda bir tarih ve insan manzaraları bekliyor..Mudurnu'nun tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Çeşitli medeniyetlerin ilk yerleşim yeridir. Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük rol oynamıştır. İlçe tarihi ve kültürel değerlerle çevrilidir. Yeşilin ayrı bir yeri vardır. Camileri, türbeleri ve eski evleri ile bir açık hava müzesini andırmaktadır. İnsanlarının sıcakkanlılığı, oyalarının inceliği ve zerafeti, tavuğu, helvası ile tanınmaktadır.El yazımı eserlerde ilçenin belirlenen ilk ismi "Moderna" dır. Kasabanın ilk kuruluş yeri, doğusunda bulunan Hisar Tepesidir. Bursa Tekfurunun kızı Moderna adına buraya bir kale yaptırılmış ve kasaba buradan genişlemiş. Moderna ismi daha sonra Matarni, Mundrena, ve Mudurlu gibi değişikliklere uğramış.
Mudurnu'ya geldiğinizde pazarlarda veya sokak aralarında becerikli, yaratıcı ve çalışkan Mudurnu kadınlarına rastlıyorsunuz. Mudurnu eski yapıların sıklıkla yer aldığı, tarihi bir şehirdir. Bu otantik şehirde cumartesi günleri kurulan pazar şehrin tarihi yapısı ile bütünlük arzetmektedir. Bu Pazarların en önemli özelliği, kadınların ürettikleri yoğurt, reçel, tarhana, makarna,kanlıca mantarı, bomba fasulye, ekşimik peyniri, saray helvası, .ve pek çok farklı gıda maddelerinin ilçeyi gezmeye gelenlerin çok ilgisini çekmesi..Mudurnu'daki geziniz hafta sonuna denk gelirse bu pazar ilginizi çekecektir..
Mudurnu'ya gidip de "Demirciler Çarşısı'na" uğrayıp, halkın binbir zorlukla yaşatmaya çalıştığı zanaatları, el işçiliğini görmeden ayrılırsanız eksik kalırsınız.. Biz de öyle yapıyoruz ve Çarşının girişinde yandaki fotğrafta gördüğünüz yılların yorgunluğu yüzündeki her çizgiye yansımış bir amca karşılıyor bizi ve başlıyor hayat hikayesini anlatmaya.. Onu hem dinliyor hem de bir kaç kare fotoğrafını almaya çalışıyoruz, bir insanın hayat hikayesi öyle sığar mı 3-5 dakikaya..
Demirciler Çarşısı'nda makineleşen çağa adeta direnen bir demirci ustası..
Mudurnu'yu Mudurnu yapan tarihi mekanlardan biri de "Mudurnu Meydan Kahvesi".. Kahvenin önünde sohbet edenler, kasabaya gelen yabancıları güler yüzle karşılıyor ve bizleri içinde sıcacık sobanın yandığı kahvenin içine davet ediyorlar.. Bizler de hem yorulmuş olmanın hem de üşümüş olmanın verdiği rehavetle kendimizi büyük bir mutlulukla içeri atıyoruz.

Sobanın çıtırtıları ve hemen ikram edilen sıcacık tavşan kanı çaylara Mudurnu insanının sıcaklığını da eklersek ısınmamanız için hiç bir neden kalmıyor zaten..Ben de bu sıcaklığın etkisiyle çay içen kahve sakinlerinden birinin fotoğrafını çekiyorum o da hiç itiraz etmiyor hemen de poz veriyor:)
Karadeniz'in en güzel yerlerinden biri olan Mudurnu, tarih kokan daracık sokakları ve tarihi evleri, yemyeşil bitki dokusu, kaplıcaları,ve kalesiyle, gerçekten görülmeye değer yerlerden biri... Beyapazarı ve Safranbolı evlerini andırıyor..
Elbette Mudurnu'yu bir günde gezmek zor, öğreniyoruz ki Mudurnu'nun gezecek daha çok tarihi ve doğal güzellikleri varmış; dili olsa Osmanlı'nın anılarından bahsedeck konakları, camileri, Mudurnu Kalesi, kasabaya yakın irili ufaklı göller... Fakat havanın erken karardığını hesaba katacak olursak gezimiz maalesef bu şirin meydan kahvesinde nihayetleniyor. Günbatımında bu insanın içini ısıtan, tarih kokan, şirin kasabadan güzel izlenimler ve yüzümüzde günün yorgunluğuna eşlik eden hafif bir tebessümle otobüsümüze biniyor ve yaklaşık 3 saatlik yolu bu minval üzere katediyoruz...
MUDURNU'DA BİR GÜN
2011/11/17
KASIMDA SONBAHAR BAŞKADIR.. (Yalova)
SONBAHAR SENFONİSİ
Kaybolmuş gidiyorum meçhule
Ağaçlar kızıla boyanmış
Yapraklar sarıya..
Sonbahar senfonisi
Dudaklarımda..
Kaybolmuş gidiyorum vuslata
Ağaçlar kızıla boyanmış
Yapraklar sarıya..
SONER KESKİN
Nasıl iş bu
her yanına çiçek yağmış
erik ağacının
ışık içinde yüzüyor
neresinden baksan
gözlerin kamaşır
oysa ben akşam olmuşum
yapraklarım dökülüyor
usul usul
adım sonbahar
Attila İlhan—

SONBAHAR
SONBAHAR
dallarda
Sevgi ile sarılır tüm ağaca
Sonbahar gelsin istemez
yapraklar
Bilirler sonbaharı,
Sonbahar ayrılıktır,
özlemdir,hasrettir
Hep kalmak isterler dallarda
ayrılmaksızın
Tıpkı bize benzerler yapraklar
Ben sensizliği nasıl istemezsem
yapraklarda
Bilirler sonbaharı,
Sonbahar ayrılıktır,özlemdir hasrettir...
(EYLÜL’E SERENAD’ DAN)
DERYA ARSLAN
2011/10/15
BALAT (İstanbul)
Arkadaşımla Balat sokaklarında dolaşmaya başladıktan sonra garip bir hayranlık duygusuna kapılıyoruz. Kendimizi bir zaman tünelinden geçmiş gibi hissediyoruz adeta.. Sokak aralarında parketmiş birkaç modern arabanın dışında milenyumda olduğunuzu hissettiren başka bir şey yok Balat sokaklarında.. Semte girişte sizi şirin ama küçük bir cafe karşılıyor, dekoruna eşlik eden tarihi evler cafeyi ayrı bir çekici kılıyor. Burda kahve içmeden gezmeye başlamayalım diyoruz ve bol köpüklü kahvemizi içerken birazdan gezip, gotoğraflarını çekmeye başlayacağımız sokakların büyülü ve nostaljik havasını hayale dalıyoruz..
Balat, mutlaka gezilip görülmesi gereken bir diyar. İlkçağın ezgilerini, Ortaçağın Bizans'ını, Fatih'in bıraktığı izleri hissedebiliyorsunuz. Sokakları adım adım dolaşılarak gidilmesi, bu tarihi dokuyu içinize sindirmenize yardımcı olacaktır. Mimari ve sokak aralarındaki çocuklar, insan manzaraları benim gibi fotoğraf tutkunlarının hemen dikkatini çekecektir..
BALAT SOKAKLARINDA ÇOCUK OLMAK..
2011/06/20
PERİLER DİYARI KAPADOKYA (NEVŞEHİR)
Kapadokya bölgesi, doğa ve tarihin bütünleştiği bir yerdir. Coğrafi olaylar Peribacaları'nı oluştururken, tarihi süreçte, insanlar da bu peribacalarının içlerine ev, kilise oymuş, bunları fresklerle süsleyerek, binlerce yıllık medeniyetlerin izlerini günümüze taşımıştır. İnsan yerleşimlerinin Paleolitik döneme kadar uzandığı Kapadokya'nın yazılı tarihi Hititlerle başlar. Tarih boyunca ticaret kolonilerini barındıran ve ülkeler arasında ticari ve sosyal bir köprü kuran Kapadokya, İpek Yolu'nun da önemli kavşaklarından biridir.
İnsan yerleşimi Paleolitik döneme kadar uzanmaktadır. Hititler'in yaşadığı topraklar daha sonraki dönemlerde Hrıstiyanlığın en önemli merkezlerinden biri olmuş. Kayalara oyulan evler ve kiliseler bölgeyi putperestlerin zulmünden kaçan Hıristiyanlar için devasa bir sığınak haline getirmiştir.
Masalsı görüntüsü ve eşsiz doğasıyla Dünya'nın en büyüleyici atmosferlerinden birine sahip Nevşehir, insanlık tarihi boyunca çok sayıda uygarlığa ev sahipliği yapmıştır.
Peribacaları gibi ilginç jeolojik yapısının yanı sıra, kayalara oyulan yerleşim yerleri ender doğal ve kültürel merkezlerdendir.Kapadokya’nın eşsiz emsalsiz manzarasını hayranlıkla seyreden turistler, doğa harikası peri bacalarının en güzel izlendiği Göreme – Uçhisar arasındaki seyirliklerin ve satış yerlerinin olduğu yerde “Çakma” bir Dilek Ağacı icat etmişler. Bu Türk icadı çakma dilek ağacına yerli – yabancı turistler peçete bağlayarak dilek tutuyorlar. Şimdilik iyi gibi görünse de ilerleyen zamanlarda orasının bir türbeye dönüşeceği kaçınılmaz gözüküyor. Tabiki ben de bu dilek ağacına bir peçete bağlayarak geleneği bozmadım:) Bu dilek ağacının hemen yanında üzerine muhtelif ebatlarda sağlam veya kırık testilerin yerleştirildiği ilginç bir ağaç daha var turistlerin ilgisini çeken...
Söylenceye göre Göreme’nin Peri Bacaları’nda insanlarla periler bir arada yaşamıştır.Periler her konuda insanlara yardımcı olurlar,düğünlerde saz söz eğlence her şey yapılır,eğlencelerde üzüm şirasının içine girip,insanları sarhoş ederler.Nerede şenlik,eğlence varsa orada periler insanların hizmetindedir. Böyle yaşayıp giderken insan padişahının oğlu,Peri Padişahının kızına sevdalanır.İnsanlar derin derin düşünür "Periler çoluk çocuğumuzun arasına karışırsa halimiz ne olur?" diye kaygılanırlar.sonunda perilere savaş açarlar.Avcı kılığında perilerin yaşadığı kayalara saldırırlar.Birer güvercin olup uçan periler o gün bu gündür,buralardaki sayısız güvercinlikte yaşamlarını sürdürmektedir..
KAPADOKYA'DAN İNSAN FOTOĞRAFLARI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


