2011/01/29

CUMALIKIZIK - BURSA

Cumalıkızık'ın tarihi, Osmanlı'nın ilk kuruluş yıllarına kadar uzanıyor. Orhan Gazi'nin 7 oğluna kurduğu 7 kızık köyünden biri.
Tarihi dokusu bozulmadan kalabilmiş ender köylerimizden. Dolayısıyla köy ve çevresi sit alanı olarak belirlenmiş. Bu durum turizm yoluyla gelir elde eden köylülerin hoşuna giderken diğerleri için büyük sıkıntı doğuruyor. Evler koruma altına alınmış, ancak tamirat yapmak oldukça zahmetli ve maliyetli. Bu yüzden köylünün kendi başına böyle bir yükün altına girmesi pek mümkün değil. Aşağıdaki resimlerde de göreceğiniz gibi bazı evler oturulamıyacak durumda ve tamir edilmeyi bekliyor.















Köyün girişinde yerel yiyeceklerin satıldığı tezgahlar sizi karşılıyor. Bütün sokaklar arnavut kaldırımı ile kaplı ancak bazı köşeler ve bazı evlerin önü betonla kaplanmış. Köyün yukarılarına doğru çıktığınızda meyve bahçeleri ile karşılaşıyorsunuz.
Mahremiyeti korumak için evlerin dışardan içi görülmeyecek şekilde inşa edilmiş; pencereler kafesli ve cumbalı.

Evler moloz
taş, kepiç ve ahşap kullanılarak inşa edilmiş; sarı, beyaz, mavi, mor renklerde badana edilmiş.


Cumalıkızık köyü, Osmanlı Beyliği'nin Bursa'yı yavaş yavaş ele geçirdiği yıllarda kurulmuş. O coğrafyada kurulan birçok köy ismine "kızık" kelimesi eklenmiş. Cumalıkızık köyü ise cemaatin Cuma namazlarını kıldığı köy olduğu için Cumalıkızık adını almış. Tarihi 700 yıl olarak öngörülen köyde, Osmanlı tarzındaki evler dikkat çekiyor. 300 yıldır ayakta olan evlerin yarısından fazlasında yaşam devam ediyor

Öncelikle, taş döşeli dar sokakları süsleyen Cumalıkızık evlerini incelemelisiniz. Bu evlerin özelliklerinden bazıları şöyle: Bu evler genellikle üç katlı yapılar ve sokaklardan evlerin içlerinin görülmesi imkânsız. Kafesli ve cumbalı pencerelere sahip olan evler birbirlerine iç geçişlerle bağlı.Aşağıdaki fotoğrafta gördüğünüz gibi evlerin arasında "cin geçidi" denilen çok dar yollar bulunuyor.
                                                                                                                                                                               
Köyün sokakları dar ve taştandır. Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerini oluşturan ve içlerinde hala
yaşamların sürdürülebildiği evlerin bulunduğu Cumalıkızık, bugün tarihsel kimliği ile yaşatılmaya çalışılıyor
Cumalıkızık'ın hemen girişinde, köylü kadınlarının hazırladığı yiyecekler ve el emeği ürünler satılıyor. Çünkü, köyü gün boyunca yüzlerce insan gelip geziyor. Bu nedenle bir iç turizm gelişmiş... Köylülerin tüm geliri, bu satışlardan elde ediliyor. Her çeşit reçel var örneğin... Bugün süpermarketlerin tezgahında satılmayan reçel çeşitlerini burada bulmanız mümkün... El sanatlarına büyük önem verilmiş, geliştirilmesi için kurslar açılmış... Köyün tek kadın derneği, bu konuda etkin bir çalışma yürütüyor..

  

    Cumalıkızık'ta köy halkı ki özellikle kadınlar çok sıcak. Köyün genel anlamda turistik oluşu, bir çok diziye ev sahipliği yapması, halkın da bu tip dizi veya filmlerde figüran olarak oynaması köy halkını objektiflere yakın durmasını sağlamış. Köy girişinde ekmek satan bir teyze objektifimize hiç yabancı değil. Bilakis gönüllü olarak poz veriyor. Sanırım kendisine yeni çekilecek dizide bir rol vereceğimizi düşünüyor.


Ülkesini yakından tanımayı arzulayan, Osmanlı mimarisini hissetmek isteyen herkese, bu olanağı tanıyor Cumalıkızık... Doğal, sade ve temiz oluşu, kent gürültüsünden usanan insana, farklı bir dünya sunuyor. Tarihle yaşamayı, geçmişi bugünden hissetmeyi... Çektiğimiz fotoğrafların bu duyguları yansıttığına eminim.





Cumalıkızık'tan çok hoş anılar ve izlenimlerle ayrıldıktan sonra buraya yaklaşık yarım saatlik bir mesafede ve yine çok köklü bir tarihe sahip Misi köyüne varıyoruz.


Köye vardığımızda girişte bizi yüzyıllık,eski, dökük bir şarapevi karşılıyor. Bahçesinde de bu yanda gördüğünüz terk edilmiş, eski fakat konuşsa anlatacağı çok hikaye olan bu araba... "Kimbilir içinde ne hüzünler, ne sevdalar yaşatmıştır".. diye düşünerek köyü gezmeye devam ediyoruz.

Misi köyü, yıkılmaya yüz tutmuş eski köy evleri, yeşil doğası, içinden geçen Misi akar suyu, ve su kenarındaki köy kahveleriile resmen cennet denilebilecek bir yer. Her bir köşesi bir tabloya konu olabilecek güzellikte. Bursanın Orhaneli çıkışında 10. kmde bulunan köyü mutlaka ama mutlaka görün
.
"Misi" kelimesinin kökeni de Misyalıların yurt olarak
buraya yerleşmeleri ve misyonerlik merkezi olarak Misi'nin seçilmesinden geliyor. Yörenin gözlenmeye elverişli bir boğazniteliğinde olması keşişlerin burada yüzyıllarca güçlü bir misyonerlik örgütü kurmalarına yol açmıştır. Dünya dillerine geçen "misyoner" kelimesi de Misi'den gelmektedir


Misi köyünün yaşlı teyzeleri de fotoğraf ve poz konusunda bizi yormuyorlar...

Sınırsız yeşilliği, söğütleri, meyve ağaçları ve bir köprü gibi gökyüzüne uzanan kavak ağaçlarıyla, antik çağda başlayan bir öyküyü günümüze kadar taşıyan tarihi köy, asma yaprağı, misket üzümü ve şarabı çok ünlüdür. Misi’de şarapçılık yüzlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. “Misi Şarapları”,özel aromasıyla yalnızca bu yörede yetişen Misket üzümünden yapılır.
Bir zamanlar güçlü bir akarsu olan Nilüfer Çayı'nın geçit verdiği tek yer olması nedeniyle tarih boyunca ipek yolu kervanlarının konakladığı Misi Köyü, cumhuriet devrinde çayın barajlar ve kanallarla kontrol altına alınması, İzmir yolunun yapılması gibi gelişmeler sonucu ikinci plana düşmüştür






Misi köyünde tek tük de olsa gördüğümüz beton binaların arasında eski, yıkı dökük de olsa varlığını sürdürmeye çalışıyor.
Misi köyünün ardından hava kararıyor ve biz Bursa merkeze gidiyor ve Bursa Ulu Camii'ne girip, güzel kareler yakalamaya çalışıyoruz.







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder