2013/06/24

Amsterdam (HOLLANDA)


     Şehre ilk girdiğimizde ilk gözümüze çarpan kanallarıyla süslü bu şirin ve büyüleyici kentin, kanalın sularına yansıyan o güzelim yansıması oluyor. Sırt sırta vermiş bu şirin evler görenlere adeta evden yapılmış bir çikolata izlenimi veriyor. Şehir içinde bulunan kanallar Amsterdam2ın kuzeyin Venedik'i olarak anılmasını sağlar. Özellikle Amsterdam'da yapacağınız bir kanal turu sizin Amsterdam'a aşık olmanıza yetip artacaktır bile..



Amsterdam; 12.yüzyılda Amstel Nehri etrafında bir balıkçı köyü olarak kurulmuş. Şimdilerde Avrupa’nın en güzel turistik noktalarından biri olan olan Amsterdam, Hollanda’nın başkenti olmasına rağmen hükumet burada değil idari başkent olan Lahey’dedir.



 Amsterdam meydanında şehrin göbeğinde gotik tarzda çok güzel bir kilise var. Bu meydana Dom Meydanı da deniyor. Meydan trafiğe kapalı. Biz gittiğimizde her zaman olduğu gibi aniden hava kapanıyor ve aniden bir yağmur bastırıyor. İnsanlar bu duruma alışkın, hepinin yanında bir şemsiye veya bir yağmurluk var. Bizse hangi saçak altına sığınacağımızı şaşırıyoruz. Ve Amsterdam'ın ünlü Madame Tussaud Müzesinin bulunduğu binaya sığınıyoruz. 
Madame Tussauds Müzesi ünlü müze zincirinin Amsterdam’daki halkasıdır. Dam Meydanı‘nda Peek & Clopenburg alışveriş merkezinin üstünde bulunmaktadır.Madame Tussauds Müzesi yapılan yenileme çalışmaları ile sadece bal mumu heykellerin olduğu bir yer olmaktan çıkmıştır. Eklenen özel efektler ve ekipmanlar ile çocuklara ve gençlere hitap eden bir eğlence parkı haline dönüştürülmüştür.Amsterdam’ın en gözde yerlerinden olan Madame Tussauds Müzesi’nde kraliyet ailesinden, ünlü sanatçı, oyuncu ve sporculara birçok ismin bal mumu heykelini görebilirsiniz. Bu isimler arasında şunlar vardır: Lady Gaga, Einstein, Prenses Maxima, Kraliçe Beatrix, Angelina Jolie, George Clooney, Brad Pitt, David Beckham, Ronaldinho, Rafael van der Vaart, James Bond ve diğerleri…



Amsterdam'ın doğal güzelliklerinin yanında esnek yapısı ve sınırsız eğlence anlayışı ile özgürlükler ülkesi olarak bilinir.Şehirde bulunan Van Gogh sanat merkezinin yanında ünlü "Red Light District" Amsterdam'ın gece hayatına ev sahipliği yapar. Ayrıca burda kapalı alanlarda sigara yasağı olmasına rağmen şehrin her yanındaki coffee shoplarda kafa buldurucu otlar, marijuana ve uyuşturucu rahatça içilebilmektedir. Amsterdam gezimizin 2. gününde Marken ve Volendam'a gidiyoruz.


 MARKEN VE  VOLENDAM


sabah erken kalkıp büyük Amsterdam turuna çıkıyoruz. Turumuzun ilk durağı Marken.. Hava her zamanki gibi yağmurlu hem de en şiddetlisinden. Keyif alarak gezemiyoruz maalesef.. Hollanda'nın kuzey kısmında kurulmuş olan sessiz, sakin, müstakil evlerden oluşan bu kasaba insana huzur hissi veren bir yer..  Önceden ada olan Marken daha sonra anakaraya bağlanmış.




Marken huzuru arayanlar tam bir dinlenme yeri.. yağmurun da etkisiyle etrafa mis gibi bir toprak kokusu yayılıyor , Marken'den ayrılırken gidip Hollanda'nın meşhur yeldeğirmenlerinden birinin yanından fotoğraf çektirmeden gitmeyelim diyoruz :) Bir sonraki durağımız ise yöresel kıyafetli ustaların bize peynir yapımını gösterdiği peynir üretim yeri..
İçeri girdiğimizde etrafı mis gibi peynirlerin kokusu sarıyor. tatmamız için küçük bir tabağın içine çeşit çeşit peynirler koymuşlar, hepsi de birbirinden leziz.. Tam bir köy havası.. ama sizin bildiğiniz köylerden değil :)

Marken'den ayrıldıktan sonra deniz seviyesinin altındaki şirin ve turistik balıkçı kasabası Volendam'a geçiyoruz.. Zaten topraklarının %18 'i deniz seviyesinin altında olan Hollanda'nın adı da zaten Alçak Ülke (Hol - Land) anlamına geliyormuş.



Volendam'da da yine Marken'de gördüğümüz gibi küçük tek katlı, bakımlı evler var. Estetik yoksunu ev ve apartmanları düşündüğümde bu evlere bakmaya doyamıyorum adeta.. Marken'in sessiz havasına karşın Volendam daha kalabalık, hareketli ve turistik. Küçük restoranlarda her türde deniz ürünleri yiyebilirsiniz, yer bulabilirseniz tabi :)




ROTTERDAM - LAHEY




   Rotterdam'a girdiğimizde hava kapalı ve yağmurluydu. Rotterdam, Amsterdam'daki nostalji ve klasizmin tam tersine modern dünyanın tüm izlerini taşıyor. Burası tam bir ticaret şehri, büyük ve işleyen bir liman, her yerden çıkan tırlar, modern görünümlü bir köprü ve deniz..Baktığımızda yüzölçümü olarak Amsterdam'a oranla yüzölçümü daha büyük fakat nüfüs yoğunluğu daha az olan bir şehir Rotterdam.. 1600'lere kadar küçük bir balıkçı kenti olan Rotterdam, bu tarihten sonra Fransa ve İngiltere ile gerçekleştirilen ticaretlerin artmasıyla önem kzanmış, görüldüğü üzere bu şehrin ekonomisi de denizciliğe dayanıyor.





Rotterdam Limanı Hollanda'nın dışında, Almanya, Fransa ve İsviçre'ye de hizmet veriyor. Ayrıca gemi yapımı da Rotterdam'da çok gelişmiş bir endüstri. Kısıtlı zamanda ancak merkezi geziyor ve ardından Hollanda'nın gayrı resmi başkenti olan Lahey'e (Den Haag) doğru yola çıkıyoruz.








Lahey'e vardığımızda Rotterdam'ın aksine sıcak ve güneşli bir hava karşılıyor bizi. Lahey(Den Haag) Hollanda'nın Ankara'sı. bürokratik bir merkez. Parlamento, bakanlıklar ve tüm uluslararası organizasyonların konumlandığı bir yer. Tabiki bizdeki gibi bir bürokratik başkent düşünmeyin. Parlamento'nun içinden geçersiniz fakat burası parlamento mu yoksa tarihi bir yapı mı farkedemezsiniz.




Öyle uzun polis kordonları, güvenlik kulübeleri falan yok, mesela bakanlardan birinin bisikletiyle toplantıya gittiğini rahatlıkla görebilirsiniz. Kendi ülkemizdeki mevcut durumla karşılaştırdığımda aradaki uygarlık ve zihniyet farkının ne kadar fazla olduğunu anlıyorum.
Ama yine de geleceğe dair çok fazla umut besliyorum güzel ülkem için..



Şehrin merkezi küçük, şehrin içini gezeceğiniz bir günlük tur, sizin için yeterli olacaktır. Peace Palace ve Uluslararası Adalet Divanı'na ancak bir grupsanız ve önceden randevu almışsanız girebiliyorsunuz. Lahey'e gittiğiniz zaman şehri gezdikten sonra yapabileceğiniz en iyi şey eğer şanslıysanız ve hava da güzelse meydandaki  cafelerde oturup kahvenizi yudumlamak olacaktır..






Burdan ayrıldıktan sonra Lahey'e 6 km. uzaklıktaki Delft kasabasına geçiyoruz. Tarihi ve doğal güzellikleri açısından oldukça güzel bir kasaba.
Lahey'in bütün zengin iş adamları burada oturuyor. Gayet şirin ve yaşanası bir yer. (Altta)





 Delft de Amasterdam gibi kanallar şehri, bu kanallar her iki kenti de çok güzelleştiriyor. Kanallar boyunca dizilmiş çiçek açan büyük ağaçlar, şehrin silüetine ayrı bir hava katıyor. Bu şirin kasabadan ayrıldıktan onra Hollanda'da son durağımız olan Madurodam'a gidiyoruz. Burası bizdeki MiniaTürk benzeri bir yer ama çok daha büyük ve kapsamlı..
Burada Hollanda şehrinde bulunan binaların 1:25 ölçeğinde küçültülmüş modelleri sergilenmektedir.                                                                                                                                         
                                                                                                                 1952 yılında inşa edilen Madurodam, o tarihten bu yana milyonlarca turistin ziyaretine sahne olmuş, önemli bir turistik merkezdir.     


,
   
Bu minyatür şehir ismini bir hukuk öğrencisi iken Nazi İşgalinde Hollandalı direnişçiler arasında bulunan ve Nazi toplama kamplarında öldürülen George Maduro'nun ailesinin bağışı ile yaptırılmıştır.




                                                                                                         


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder