2011/10/15

BALAT (İstanbul)

Arkadaşımla Balat sokaklarında dolaşmaya başladıktan sonra garip bir hayranlık duygusuna kapılıyoruz. Kendimizi bir zaman tünelinden geçmiş gibi hissediyoruz adeta.. Sokak aralarında parketmiş birkaç modern arabanın dışında milenyumda olduğunuzu hissettiren başka bir şey yok Balat sokaklarında.. Semte girişte sizi şirin ama küçük bir cafe karşılıyor, dekoruna eşlik eden tarihi evler cafeyi ayrı bir çekici kılıyor. Burda kahve içmeden gezmeye başlamayalım diyoruz ve bol köpüklü kahvemizi içerken birazdan gezip, gotoğraflarını çekmeye başlayacağımız sokakların büyülü ve nostaljik havasını hayale dalıyoruz..

Sokakları gezmeye başladıkça ilk dikkatimizi çeken her sokak arasını adeta rengarenk bir kolye gibi süsleyen çamaşırlar.. Yandaki fotoğrafta Balat semtinin tarihi dokusuyla fakir bir yerleşim yerinin oldukça tezat görüntüsüne şahit oluyorsunuz.. 

İstanbul'un en eski semtlerinden biri olan Balat, Haliç'in güney kıyılarında Fener ve Ayvansaray arasında yer alır. Coğrafi konumu, tarihsel özellikleri, demografik yapısı itibariyle Tarihi Yarımada içinde önemli bir yeri olan Balat, Bizans'tan günümüze kozmopolit kültürüyle dikkat çekicidir.
Balat, havaalanına çok yakın olduğu için her beş dakikada bir havalanan uçakları yakından görmeniz mümkün.. Eee tabi bu görüntüye şahit olup da deklanşöre basmamak olmaz:)



Balat'ın tarihi, özellikle Musevi mahallesi olarak Bizanslılara kadar dayanmaktadır. Osmanlılar döneminde de Yahudi yerleşmesi olan Balat; mimari yapısı, içinde bulunan kilise ve sinagogları, esnafı, hamamı ve çarşısıyla sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan İstanbul'un yaşayan semtlerinin başında gelmiştir.
 Balat sokaklarını gezerken görüyoruz ki İstanbul'un dağı taşı tarih ve insan bu tarihi, gezmeye, belgelemeye nereden başlayacağını bilemiyor. İşte tarihi Balat semti de bunlardan biri ve her sokak arası ayrı bir hayat;  her ev, her cumba ayrı bir yaşanmışlığın göstergesi...                                                                                             
Balat, mutlaka gezilip görülmesi gereken bir diyar. İlkçağın ezgilerini, Ortaçağın Bizans'ını, Fatih'in bıraktığı izleri hissedebiliyorsunuz. Sokakları adım adım dolaşılarak gidilmesi, bu tarihi dokuyu içinize sindirmenize yardımcı olacaktır. Mimari ve sokak aralarındaki çocuklar, insan manzaraları benim gibi fotoğraf tutkunlarının hemen dikkatini çekecektir..



Balat'da sokak aralarında tarifsiz bir sıcaklık hissediyorsunuz.Bir çok dizinin bu mekanlarda çekiliyor olması, bunun yanında fotoğrafçıların uğrak yeri olması Balat halkını kameralara aşina hale getirmiş. Kimse fotoğrafının çekilmesinden rahatsız olmuyor, rahatsız olmak bir yana poz bile veriyorlar. Çoğu, çekilen dizilerde figuranlık bile yapmış. Mahalledeki sıcaklığı cumba kenarlarına oturmuş sohbet eden kadınların gülümseyen bakışlarından anlayabiliyorsunuz. Bize de bunu ölümsüzleştirmek kalıyor doğal olarak..

Balat'da mimari açıdan ilginç evlere rastlamak mümkün. Evlerin tek pencerelik cumbaları, gökkuşağı gibi renkleri, sokak aralarına gerilen çamaşırlar, kasabı, bakkalı, ve pencerelerden bakan kadınlarıyla Balat şirin, küçük bir mahalle havasına bürünmüş..Tarih boyunca ağırlıklı olarak Musevilerin, özellikle de "Sefaradim" diye adlandırılan İspanyol Musevileri'nin yaşadığı bir merkez olarak bilinen Balat  Musevilerin dışında Rumlar, Ermeniler ve Türkler de burda yaşamışlardır. Semtte yaşayan bu dört ayrı grubun dinsel ve kültürel izleri Bizans, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin küçük birer örneği olarak karşımıza çıkar.
Bu tarihi semt bugün ise Türkler'in yoğunlukta olduğu fakir bir yerleşim bölgesi durumunda. Semtte bugün için azınlık nüfusa rastlamak pek mümkün değil. Eskiden Rum, Ermeni ve Musevilerin yaşadığı ve üç katlı cumbalı evlerde hala ayakta ancak pek çoğu bakımsız. Son dönemlerde ise yapılan restorasyon çalışmaları ile Balart gibi sanat merkezlerine dönüştürülüyor. Balat'ı karış karış gezdikten sonra yorgunluğumuzu yine aynı yerde kahve içerek atıyoruz ve Galata Köprüsü'nde balığımızı günbatımını izleyerek yemek üzere Balat'dan büyülenmiş şekilde uzaklaşıyoruz..



Veeee günün yorgunluğu haliç manzarasında çıtır çıtır kızarmış istavrit ve kalamarları yiyerek atılıyor, çektiğimiz fotoğraflar, şahit olduğumuz tarihi doku, içine girdiğimiz ve hala büyüsünden çıkamadığımız zaman tüneli günbatımında başlıca sohbet konumuz.. Tam güneş batarken makinemi alıyor, arkama dönüp, deklanşöre basıyorum ve altta gördüğünüz o muhteşem kare ölümsüzleşiyor.. Her anıyla unutulmaz bir gündü bizim için...

BALAT SOKAKLARINDA ÇOCUK OLMAK..


                                                                              










                                                                      
                                                                          
                                                                        
                                                                           

3 yorum:

  1. Tebrik ederim, güzel bir anlatım, başarılı kareler..

    YanıtlaSil
  2. çoccukluğumun en güzel zamanlarının geçtiği yeri öyle güzel anlatmışsınız ki yüreğinize sağlık :)

    YanıtlaSil