2011/12/17

MUDURNU'DA BİR PAZAR SABAHI.. (BOLU)

   Sabah saatlerinde Mudurnu'ya indiğimizde tuhaf bir merak içindeydim. Nicedir sadece tavukçuluk sektörüyle adını duymuş olduğum bu küçük ama sevimli ilçeyi gezmek için sabırsızlanıyordum. İlçenin merkezine geldiğimizde insanı adeta evinde gibi hissettiren sıcacık, misafirperver Mudurnu sakinleri bizi karşılıyor. Öyle sanıyorum ki bizden önce de çekim yapmak için gelen bazı gruplar olmuş ve ilçe halkı böyle durumlara gayet alışık hatta hem bizi yönlendiriyorlar hem de kare kare poz veriyorlar, öylesine sıcak insanlar yani...İlçede ilk gittiğimiz yer Mudurnu'ya hakim bir yüksekliğe kurulmuş eski bir saat kulesi. Bu saat kulesi  Anadolu’da yapılan saatlerin ilklerindenmiş. 1890–1891 yıllarında önce ahşap olarak inşa edilen kule, 1900 yılındaki büyük yangın sırasında yanıp kül olmuş. 1905 yılında Mudurnu Kalesi’nden sökülen taşlar ile Mudurnu hapishanesindeki mahkumlara yaptırılan kuleye bir Türk demirci ustasının yaptığı saat takılmış. Kule, 1963-1964 yıllarında yeniden yanmış ve tekrar onarılmış. 

Hava çok yumuşaktı  fakat yoğun bir sis vardı Mudurnu'da. Saat kulesine arkanızı verip, şehri dağların arasından sisler içinde izlemenin de keyfi farklıydı doğrusu.. Kulenin olduğu tepeden  Mudurnu'nun tarihi ve doğal güzelliklerini keşfedip, fotoğraflamak için aşağıya iniyoruz ve bizi aşağıda bir tarih ve insan manzaraları bekliyor..Mudurnu'nun tarihi çok eskilere dayanmaktadır. Çeşitli medeniyetlerin ilk yerleşim yeridir. Anadolu'nun Türkleşmesinde büyük rol oynamıştır. İlçe tarihi ve kültürel değerlerle çevrilidir. Yeşilin ayrı bir yeri vardır. Camileri, türbeleri ve eski evleri ile bir açık hava müzesini andırmaktadır. İnsanlarının sıcakkanlılığı, oyalarının inceliği ve zerafeti, tavuğu, helvası ile tanınmaktadır.El yazımı eserlerde ilçenin belirlenen ilk ismi "Moderna" dır. Kasabanın ilk kuruluş yeri, doğusunda bulunan Hisar Tepesidir. Bursa Tekfurunun kızı Moderna adına buraya bir kale yaptırılmış ve kasaba buradan genişlemiş.  Moderna ismi daha sonra Matarni, Mundrena, ve Mudurlu gibi değişikliklere uğramış.


Mudurnu'ya geldiğinizde pazarlarda veya sokak aralarında becerikli, yaratıcı ve çalışkan Mudurnu kadınlarına rastlıyorsunuz. Mudurnu eski yapıların sıklıkla yer aldığı, tarihi bir şehirdir. Bu otantik şehirde cumartesi günleri kurulan pazar şehrin tarihi yapısı ile bütünlük arzetmektedir.  Bu Pazarların en önemli özelliği, kadınların ürettikleri  yoğurt, reçel, tarhana, makarna,kanlıca mantarı, bomba fasulye, ekşimik peyniri, saray helvası, .ve pek çok farklı gıda maddelerinin ilçeyi gezmeye gelenlerin çok ilgisini çekmesi..Mudurnu'daki geziniz hafta sonuna denk gelirse bu pazar ilginizi çekecektir..


 Mudurnu'ya gidip de "Demirciler Çarşısı'na" uğrayıp, halkın binbir zorlukla yaşatmaya çalıştığı zanaatları, el işçiliğini görmeden ayrılırsanız eksik kalırsınız.. Biz de öyle yapıyoruz ve Çarşının girişinde yandaki fotğrafta gördüğünüz yılların yorgunluğu yüzündeki her çizgiye yansımış bir amca karşılıyor bizi ve başlıyor hayat hikayesini anlatmaya.. Onu hem dinliyor hem de bir kaç kare fotoğrafını almaya çalışıyoruz, bir insanın hayat hikayesi öyle sığar mı 3-5 dakikaya..
Demirciler Çarşısı eski özeliğini kaybetmiş olsa da, birkaç kişinin çabalarıyla; Mudurnu el sanatlarını yine de sunacaktır size. Halk arasında  “pat pat soba “ olarak tabir edilen sac sobaları, bakır ibrikleri, mangalları, maltızları, sinileri( bakır tepsi), zincirleri, cezveleri, bakır sahanları, nal, keser, kazma, kürek, kullep, bel ve daha pek çok ürünleri burada görebilirsiniz. Makineleşen çağa adeta kafa tutan, zanaatını zar zor yaşatmaya çalışan demirci esnafının yaptıklarında; onların mesleki bilgisini, görgüsünü, ustalığını hemen sezebilirsiniz..


Demirciler Çarşısı'nda makineleşen çağa adeta direnen bir demirci ustası..
Mudurnu'yu Mudurnu yapan tarihi mekanlardan biri de "Mudurnu Meydan Kahvesi".. Kahvenin önünde sohbet edenler, kasabaya gelen yabancıları güler yüzle karşılıyor ve bizleri içinde sıcacık sobanın yandığı kahvenin içine davet ediyorlar.. Bizler de hem yorulmuş olmanın hem de üşümüş olmanın verdiği rehavetle kendimizi büyük bir mutlulukla içeri atıyoruz. 








Sobanın çıtırtıları ve hemen ikram edilen sıcacık tavşan kanı çaylara Mudurnu insanının sıcaklığını da eklersek ısınmamanız için hiç bir neden kalmıyor zaten..Ben de bu sıcaklığın etkisiyle çay içen kahve sakinlerinden birinin fotoğrafını çekiyorum o da hiç itiraz etmiyor hemen de poz veriyor:)
Karadeniz'in en güzel yerlerinden biri olan Mudurnu, tarih kokan daracık  sokakları ve tarihi evleri, yemyeşil bitki dokusu, kaplıcaları,ve kalesiyle, gerçekten görülmeye değer yerlerden biri...  Beyapazarı ve Safranbolı evlerini andırıyor..


Elbette Mudurnu'yu bir günde gezmek zor, öğreniyoruz ki Mudurnu'nun gezecek daha çok tarihi ve doğal güzellikleri varmış; dili olsa Osmanlı'nın anılarından bahsedeck konakları, camileri, Mudurnu Kalesi, kasabaya yakın irili  ufaklı göller... Fakat havanın erken karardığını hesaba katacak olursak gezimiz maalesef bu şirin meydan kahvesinde nihayetleniyor. Günbatımında bu insanın içini ısıtan, tarih kokan, şirin kasabadan güzel izlenimler ve yüzümüzde günün yorgunluğuna eşlik eden hafif bir tebessümle otobüsümüze biniyor ve yaklaşık 3 saatlik yolu bu minval üzere katediyoruz...


                                       MUDURNU'DA BİR GÜN





                                  
                                        
                                                                             


                                                                     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder