Lüxemburg, Batı Avrupa'da refah seviyesi çok yüksek olmasının yanında yüz ölçümü bakımından da en küçük ülke. Ülke sınırları içine girdiğinizde hem tarih, hem de refah ve zenginlik hemen göze çarpıyor. Bu çok uluslu küçük şehir tam bir bürokrasi merkezi. Bankacılık anlamında da bir merkez olarak düşünülebilir.
Lüksemburg canlı ve hareketli bir şehir ancak akşam 18'den sonra açık bir dükkan veya mağaza bulamazsınız. Genelde yaşlı bir nüfus var. Halk genelde akşam belli bir saatten sonra evlerinde dinlenmeyi tercih ediyor. Ancak bunun yanında kültürel anlamda müzeler, tiyatrolar, konser salonları ve sanat galerileri kentte kendini gösteriyor.
Lüksemburg, dünyada şu anda bağımsız olarak varlığını sürdüren ve dukalık sistemiyle yönetilen tek devlet. Neredeyse İstanbul’un yarısı kadar olan yüzölçümü ve yaklaşık yarım milyon nüfusuyla Kuzeybatı Avrupa’da yer alan, Fransa, Almanya, Belçika ile komşu, denize kıyısı olmayan küçük bir ülke. Avrupa Birliği’ne üye ve başkenti de Lüksemburg.
Roma ve Cermen kültürlerinin kesiştiği bir noktada yer alan Lüksemburg’un kültür yapılanmasında, bu iki uygarlığın büyük etkisi var. Geçmişten gelen bu kültürel birleşimin zenginliği, bugün şehri 365 gün boyunca canlı kılan kültür ve sanat etkinliklerinin merkezi haline getiriyor. Öyle ki müzeler, sergiler, festivaller, konserler arasında kalıp, “acaba hangisine gitsem” kararsızlığı yaşatabilecek cinsten. “Grand Théâtre de la Ville du Luxembourg” opera, tiyatro ve dans gösterimleri ile dikkat çekiyor.
Türk Hava Yolları’nın ve Lüksemburg’un resmi havayolu şirketi olan LUXAIR’in buraya direkt uçuşları bulunuyor. Bununla beraber Pegasus ile Brüksel’e uçup Brüksel’den 3 saatlik tren yolculuğu ile Lüksemburg’a ulaşabilirsiniz. Tabi Avrupa'da bir çok yerde olduğu gibi Lüksemburg'da da Notre Dome Katedrali var.
KÖLN
Almanya'nın dördüncü büyük kenti Köln, adını İmparator Nero'nun annesi adı olan Colonia (Köln)'dan almıştır. Şu an Ortaçağ'dan günümüze ticari merkez olarak varlığını sürdürüyor. Köln'e geldiğinizde demin de yazdığım gibi Avrupa'nın bir çok yerinde olduğu gibi burda da Köln Katedrali tüm heybetiyle sizi karşılıyor.Yapımına 1248 yılında başlamış ve 1880 yılında kullanıma açılmış. Katedralin önünde Ortaçağ kıyafetli bir adam peşimizi bırakmıyor. Fotoğraf çekilip istediği parayı vererek şehri gezmeye devam ediyoruz.
Köln'ün kendine has bir havası var. Hem tarih kokuyor hem de modern bir büyükşehir iş merkezi atmosferi de kendini gösteriyor. Ayrıca kolonya olarak bilinen esansın ilk defa Köln'de üretildiğini ve adını da bahsettiğimiz Nero'nun annesi Colonia'dan aldığını da burada belirtmeden olmaz.
Köln'de çok sayıda Türk var. Bu ana bağlı olarak Türk Restaurantları da oldukça çok.. Şehri Ren nehri kucaklıyor. Ren Nehri'nin kenarında oldukça sevimli restaurantlar ve cafeler var. Çok fazla zamanımız olmadığı için oldukça vasat bir Tük Lokantasında yemeğimizi yedikten sonra şehirden
ayrılıyoruz..
ROTTERDAM
Rotterdam'da diğer şehirler gibi tarih kokan bir yer değil. 2. Dünya savaşında şehir büyük ölçüde yıkıma uğramış. Daha sonra planlı bir şekilde tekrar kurulmuş. Bugün Hollanda'nın en fütürüstik kenti Rotterdam'da modern mimari ön plana çıkıyor. Bunlardan en önemlisi Kübik Evler..
Kübik evler oldukça garip bir mimariye sahip. 45 derecelik bir açıyla yapılmış fakat yaşamaya çok da elverişli değil. Buna rağmen şehre farklı ve modern bir görünüm verdiği görülüyor..
Kübik Evler haftanın her günü açık. Giriş ücreti 2.5 Euro. Bu evlerin bir kısmı üniversite binası olarak kullanılıyormuş, bir kısmında ise aileler oturuyormuş.
Rotterdam’ın sembolleri arasına sayılan Erasmus Köprüsü, 6 Eylül 1996’da Kraliçe Beatrix tarafından resmen hizmete açılmış.
Şehir modern bir görünüm sergiliyor. Aslında şehirde gezilecek çok yer var ama kısıtlı zamanda bu kadar yüzeysel bir gezi oldu maalesef..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder